İstanbul

Bu şehr-i Sitanbul ki bi misl ü behâdır
Bir sengine yek pâre Acem mülkü fedâdır
Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezâdır

(Günümüz Türkçesiyle)

Bu İstanbul şehri ki, paha biçilmez ona
Tüm İran mülkü feda olsun tek bir taşına
Öyle tek bir incidir iki deniz arasında
Yeridir dünyanın güneşi ile tartılsa.

18. yy’de divan şairi Nedim’in gözünden

Yahya Kemal de İstanbul için şöyle der;

‘İstanbul sadece padişahlar ve halk tarafından bina edilmiş değildir. Vatanın dört bucağından, Konya’dan, Bursa’dan, Erzurum’dan, Hicaz’dan, Bağdat’dan, Tunus, Trablus, Cezayir gibi Mağrip topraklarından buralara gelip İstanbul’da kalan, burada yerle- şen nice Müslüman Türkler; kadınları, ihtiyarları, el sanatları, mûsikîleri ile halk ve dîvan şiirleri ile, mîmârîleriyle hâsılı vatanın her bucağıyla ve tarihin her asrından getirdikleri hüner ve hatıralarla bu şehri hep birden binâ etmişlerdir.’

(Nihad Sâmi Banarlı, Yahya Kemal’in Hatıraları, s.51)”

Bizde bu yazımızda sizler için İstanbul’u anlatmaya çalışacağız. Şimdiden sürçü lisan ettiysek af ola.

İstanbul Gizemli kuruluş hikâyesi

Şehrin kuruluşu ile ilgili çeşitli efsaneler mevcut. Sizler için bir kaçına ulaştık ve hazırladık.

Madyanoğlu Yanko Efsanesi

Tarihin kalem not düşülmediği kadar eski zamanlarda Kısraktan doğduğu için kendisine Manyanoğlu dedikleri Yanko adında bir hükümdar yaşarmış. Eğlenceye, zevke ve sefaya düşkün bu hükümdar bir gece eğlence sonrası uyuya kalan Yanko kendisini yeryüzünün en güzel manzarasına sahip, havası ve gökyüzünün berrak mı berrak bir yerde uyanırken bulmuş. Burasının Sarayburnu olduğu rivayet edilir.

Bıkıncaya kadar burada kalmak isteyen Yanko’nun halkı ona burayı terk etmeyelim hep buralarda yaşayalım diye bir istekte bulununca, Yanko onlara buraya bir şehir kurulması için emir verir ve kendisine de büyük, görkemli bir saray yaptırmak için işe girişir. Bu şekilde İstanbul’un kuruluşu başlamış olur.

Süleyman Peygamber Efsanesi

Peygamber efendimiz Hz. Muhammed S.A.V. doğumun 1600 yıl önce Dünya’ya hükmeden Hz. Davut Peygamberin oğlu Hz. Süleyman Peygamber zamanın da kendisine biat etmeyen Ferenduz adasının kralı olan Büyük Saydun, biat etmeyişinin üzerine bir de başkaldırmıştır. İnsanların, cinlerin, hayvanların ve tüm bitkilerin Hükümdarı olan Süleyman Peygamber ordusunu toplayıp bu isyankârın üzerine varmış. Kral Saydun yenilir ve savaşta ölür. Güzeller güzeli kızı Aline ise Süleyman Peygamber ile evlendirildi. Günler sonra yeni eşi Aline’nin çok üzüntülü ve ağladığını gören Süleyman Peygamber nedenini sorar. Oda Süleyman Peygambere babası için üzüldüğünü ve ona sürekli dua edip ibadet etmek istediğini kendisine bir saray yaptırmasını ister. Süleyman Peygamber eşinin bu isteğini yerine getirmek için havası ve manzarası güzel olan şimdiki Sarayburnu olarak bilinen yere bir saray yaptırır. Kıyamete kadar bu bölgenin korunması içinde dua eder. Süleyman Peygamber eşinin yanına geri döndüğünde eşinin babasına tapındığını görünce onu öldürür ve Kudüs’e gider.

Nova Roma

Kral Byzas Efsanesi

Yunanistan’ın Megara Kentinde yaşayan Kral Byzas bazı sebeplerden Yunanistan’ı terk etmek zorunda kalır. Delfi tapınağının kâhinlerine yeni bir şehir kurmak istediğini söyler ve bu şehrin nerede kurulması gerektiğini sorar. Kâhinlerin cevabı hayli ilginç olur. ‘Körler ülkesinin karşısına’

Megaralı Byzas ve halkı ile birlikte İstanbul Boğazını geçerek bugünkü Kadıköy ya da o zaman ki adı ile Khalkedon’a varırlar. Buradan Sarayburnu’nun mükemmel konumunu fark ederler. Üç tarafı denizler ile çevrili olan bu yer doğal bir koruma alanıdır. Havası ve sulak alanları ile tarım ve balıkçılık için uygun bir yerdir. Kâhinlerin söylediğini hatırlar sonra da halkı ile Sarayburnu olarak bilinen yere geçer ve Dünya’nın en eski şehirlerinden birini kurarlar.

Çağlar Boyu Verilen İsimler

İstanbul’a çağlar boyunca değişik adlar verilmiştir. Bu kent adları, kent tarihinin farklı dönemleriyle ilişkilidir. Bu adlar tarihsel sırayla, Byzantion, Augusta Antonina, Nova Roma, Konstantinopolis, Kostantiniyye, İslambol ve İstanbul’dur. Bunun dışında tarihte Moğollar Çakduryan, Polonlar Kanatorya, Çekler Aylana, Macarlar Vizenduvar olarak adlandırmışlardır.


‘Eğer Dünya tek bir ülke olsaydı. Başkenti İstanbul olurdu.’


Napolyon Bonapart

Şehir bütün imparatorların hayalidir. Bu sebeple defalarca kuşatma görmüştür. Sasaniler, Avarlar, Bulgarlar, Müslüman Araplar, Ruslar tarafından kuşatılmıştır. Ancak Peygamber efendimizin müjdesine erişen çok şükür biz Türk Milleti olduk. Allah o fethe katılan ve bu şehri bizlere emanet eden ecdadımıza rahmet etsin, mekânları cennet olsun.

Bulduğum konum sebep ile;

  • Asya ile Avrupa arasında bir geçiş noktası,
  • Akdeniz’e inmeye müsait ve dolayısıyla Afrika’ya ulaşımı olan,
  • Karadeniz ticaretini kontrol edebilecek,
  • Sağlıklı, yeniden imar edilmeye müsait,
  • Zengin, tarıma elverişli, balıkçılık yapılan,
  • Asya kıtasını, Avrupa kıtasını ve Ortadoğu’yu kontrol edebilecek hakim bir pozisyon da olması nedeni ile önemli bir konumdadır.

Constantinople: The Legendary Capital

Genel Tarihi Hakkında

İstanbul, yerleşim tarihi son yapılan Yenikapı’daki kazılarla bulunan liman doğrultusunda 8500 yıl, kentsel tarihi yaklaşık 3.000, başkentlik tarihi 1600 yıla kadar uzanan Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği noktada bulunan bir dünya kentidir.Şehir çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlere ev sahipliği yapmış, yüzyıllar boyu çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı kozmopolit ve metropolit yapısını korumuş ve tarihsel süreçte eşsiz bir mozaik hâlini almıştır. Uzun zaman dilimleri boyunca her alanda merkez olmayı ve iktidarda kalmayı başaran dünyadaki ender yerleşim yerlerinden biri olan İstanbul geçmişten günümüze bir dünya başkentidir.

Tarihi üç yüz bin yıl önceye kadar uzanmaktadır. Küçükçekmece Gölü kenarında bulunan Yarımburgaz Mağarasında yapılan kazılarda insan kültürüne ait ilk izlere rastlandı.Bu dönemde gölün çevresinde Neolitik ve Kalkolitik insanların yaşadığı sanılmaktadır. Çeşitli dönemlerde yapılan kazılarda, Dudullu yakınlarında Alt Paleolitik Çağ’a, Ağaçlı yakınlarında ise, Orta Paleolitik Çağ ile Üst Paleolitik Çağ’a özgü aletlere rastlandı. 2008 yılında İstanbul metrosu için yapılan Marmaray tüp geçidi kazıları sırasında Cilalı Taş Devri’nin sürdüğü MÖ 6500’lü yıllara ait kalıntılara rastlanan şehrin,Anadolu Yakası’ndaki Fikirtepe’de yapılan kazılarda ise Bakır Çağı’nın sürdüğü M.Ö. 5500-3500 yıllarına ait kalıntılar bulundu.Bunun yanında Kadıköy’de Fenikelilere ait kalıntılar bulundu. 

Konstantinapolis

Traklar, kentin yakınlarına M.Ö. 13. yüzyıl ve 11. yüzyıllarda Semistra kentini kurdu.Kral Lygos zamanında Sarayburnu’na, bugünkü Topkapı Sarayı’nın bulunduğu yerde bir Akropolis kuruldu. M.Ö. 685’te Megara’dan gelen Yunanlar burada bir koloni kurdu, Kral Byzas’ın hükümsürdüğü M.Ö. 667 yılında ise Byzantion kuruldu.Kente Roma İmparatorluğu hakim olunca, kentin adı Septimius Severus tarafından kısa süreliğine oğlunun adı Augusta Antonina kondu,ardından İmparator I. Konstantin zamanında kent Roma İmparatorluğu’nun başkenti ilan edildi. Bu sırada Nova Roma olarak değiştirilen kentin adı benimsendi ve 337 yılında İmparator I. Konstantin’in ölümüyle Konstantinopolis’e çevrildi. I. Konstantinus şehri ele geçirip Roma İmparatorluğu’nun başkenti yaptıktan sonra, şehir ayrıca Roma’nın doğusunun yönetim merkezi oldu. Romalı nüfusu bu dönemde, Romalı soyluların göçü de dâhil olmak üzere önemli boyutta arttı. Bu dönemde; yeni bir mimari yapıyla şehir oldukça genişledi. 100.000 kişilik bir hipodromun (Sultanahmet Meydanı) yanı sıra, limanlar ve su tesisleri yapıldı.

STV’ de yayınlanan bir dizi sadece sahne için görsel amaçlı paylaşıldı.
Mustafa Versak

Göçler – Saldırılar – Hastalıklar

Konstantinus’un döneminde şehre Nova Roma dese de; 11 Mayıs 330 da şehrin ismi Konstantinopolis oldu. Döneminde Dünya’nın en büyük katedrali olan Ayasofya’yı 360’ta kuran Konstantin; böylece Roma İmparatorluğu’nun dinini de Hristiyanlık olarak değiştirdi. Pagan Roma dinine inanan batı ile ilk kopuş da bu dönemde başladı. Her ne kadar; Bizans İmparatorluğu I. Theodosius’un ölümü ile başlasa da; Bizans İmparatorluğu Konstantinus Hristiyanlığı getirmesine duyduğu saygıdan kendisini hep bir Bizans İmparatoru olarak gördü; 1453’teki çöküşüne kadar da 10 İmparatorunun daha ismi Konstantinus oldu. Bu dönemde İstanbul’un rolü oldukça stratejikti; Avrupa ve Asya arasında bir kapı oldu. Bu vesile ile ticaret, kültür ve diplomasinin yapıldığı bir merkezdi. Bu dönemde şehrin ismi “Poli” (şehir) de oldu.

476’da Batı Roma’nın yıkılması sonrasında da; Batı Roma İmparatorluğu’ndaki Romalıların büyük çoğunluğu buraya göç etti ve Bizans İmparatorluğu’nun da başkenti İstanbul oldu. 543’te nüfusun yarısının ölümüne sebebiyet veren veba salgınından sonra; şehir İmparator I. Justinianus döneminde yeniden inşa edildi.

700’lü yıllarda Sasaniler ve Avarların saldırısına uğrayan şehir; 800’lü yıllarda Bulgarlar ve Arapların, 900’lü yıllarda ise Ruslar ve Bulgarların saldırısına uğradı.

Ancak; saldırılar arasında en yıkıcı olanı 1204 yılında oldu. Haçlılar tarafından; Dördüncü Haçlı Seferi’nde 1204 yılında ele geçirilen şehir yağmalandı; halkın büyük çoğunluğu şehirden kaçtı; yoksul ve enkaz içinde bir kente dönüştü. Bunun sebebi Batı Roma’da büyüyen Latinlerin; Katolik Hristiyanlık anlayışı ile Bizans’taki Ortodoks Hristiyanlık inanışı arasındaki farklılıklar ve uyumsuzluklardır. Bu dönem sonrasında, 1261 yılında Paleologos Hanedanından; VIII. Mihail şehri tekrar ele geçirmiş ve Latin’lerin dönemini sona erdirdi.

Fetih

İstanbul’un Fethi yazımız için tıklayın !

Bu dönemden sonra giderek küçülen Bizans; Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1391’den sonra kuşatılmaya başlandı; en sonunda 29 Mayıs 1453’te Osmanlı İmparatorluğu’nun himayesine geçti. İstanbul’un fethi, Dünya tarihinde Orta Çağ’ın sonunu simgelemektedir.

29 Mayıs 1453’te; Osmanlı Padişahı II. Mehmed’in 53 gün süren kuşatması sonrasında; İstanbul Osmanlı’nın 4. ve son başkenti oldu.

Osmanlı ile İstanbul oluş

Osmanlı’nın ele geçirmesinden sonra; Topkapı Sarayı ve Kapalıçarşı’nın da kurulması ardından birçok okul ve hamam açıldı. Dünya’nın ve İmparatorluğun dört bir yanından insanların taşındığı şehirde Yahudilerin, Hristiyanların ve Müslümanların beraber yaşadığı kozmopolit bir toplum oluştu. Bizans döneminden kalan, eski binalar ve surlar onarıldı. Fetihten 50 yıl sonra; Dünya’nın en büyük şehirlerinden biri hâline gelen İstanbul’da “Küçük Kıyamet” olarak da adlandırılan; 14 Eylül 1509 İstanbul Depremi sonrasında (8 şiddetinde olduğu ileri sürülmektedir); 45 gün süren artçı sarsıntılarla binlerce bina yıkıldı ve birçok insan yaşamını kaybetti.

1510 yılında; Sultan II. Beyazıd; 80.000 kişinin çalışmasıyla şehri yeniden kurdu. Günümüzde de var olan eserlerin büyük çoğunluğu bu dönemden kaldı. Mimar Sinan’ın camileri ve diğer binaları kurduğu I. Süleyman döneminde; mimari ve sanat konularına önem verildi. Lale Devri döneminde; Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa 1718 yılından itibaren; itfaiye’yi kurdu, ilk matbaayı açtı ve fabrikalar kurdu. 3 Kasım 1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı sonrasında da batılaşma süreci hızlandığı dönemde birçok alanda yenilikler yaşandı.


Ivan Constantinovich Aivazovsky Tablosu

Haliç’in üzerine köprü; Karaköy’e tünel, demiryolları, kentin içindeki deniz taşımacılığı, belediye örgütlerinin, hastanelerin kurulmasıyla modern bir şehir hâlini alan İstanbul, 1894 yılında Üç yüz on Depremi ile birlikte tekrar büyük bir zarar gördü. I. Dünya Savaşı’nın sonlarında ise 13 Kasım 1918’de İtilaf Devletleri donanmasınca da işgal edildi. İstanbul’un 2500 yıllık başkentlik dönemi 29 Ekim 1923’te sona erdi.

Cumhuriyetin Kurulması ve İstanbul

Cumhuriyet sonrası 1923-1950 yılları arasında fiziksel atılımlar oldu. 1900’lerin başında 1 milyon olan nüfus, 1927’de 690.000’e düştü, 1935’te 740.000 ve 1945’te tekrar 900.000’e ulaştı. 1950’lerde Balkanlar’dan göç alan şehirde, bu dönemde şehirleşmede gecekondular ön plana çıkmaktadır. 1960’larda ise gecekonduların yanında, apartmanlaşma başladı. 1970’lerde ise hızlı nüfus artışı ile konut ve ulaşım sorunları önem kazandı.

Bu dönemde otomobil sayısının artması ve sonucunda trafiğin artması Boğaziçi Köprüsü’nün yapılmasında etkili oldu ve ulaşımda önemli bir noktaya varıldı. İstanbul metropoliten alanı 1970-1975 yılları arasında merkezde 50 kilometre yarıçaplı iken 1980’de 60 kilometre yarıçapa ulaştı. 1990’ların nüfus artışı, nüfusun dış taraflara yayılması ile sonuçlandı ve sonucunda İETT’nin yetersiz gelmesi ile dolmuş ve minibüsler bu açığı kapatmaya çalıştılar. 70’li yıllarda eski hızı ile olmasa da imar faaliyetleri canlanan şehirde 1973 yılında Boğaziçi Köprüsü açıldı.

İstanbul, 1984 yılında çıkarılan 2972 sayılı kanun ve 195 sayılı kanun hükmünde kararname sonucu Ankara ve İzmir ile birlikte büyükşehir unvanı kazandı. Aynı yıl çıkarılan 3030 sayılı kanun ile büyükşehir ve ilçe belediyeleri statüleri netleşti. 2004 yılında çıkarılan 5216 sayılı kanun ile büyükşehir belediyesinin sınırları il mülki sınırları oldu.

DERSAÂDET – SAÂDET KAPISI – Osmanlıda verilen isimlerden biri

ALTIN BOYNUZ

HALİÇ

Yunan efsanesine göre; Megaralılar, kralları Byzas’ın annesi Keroessa için Altın Boynuz ismini vermişlerdir.

Haliç (Altın Boynuz olarak da bilinir), İstanbul’un Avrupa yakasını kaplayan Çatalca Yarımadası’nın güneydoğu ucunda, Boğaziçi girişinde, İstanbul (Tarihi yarımada) ve Beyoğlu platolarını birbirinden ayıran deniz girintisi. Denizin kendisine ulaşan akarsu yatağının bir bölümünü istila etmesiyle meydana gelen yapının jeomorfolojik adı olan Arapça haliç sözcüğü, İstanbul halicinin kent açısından taşıdığı önemden dolayı Osmanlılar döneminden bu yana bir özel isim haline gelmiş, birçok semti kapsayan bir kent bölgesi adı olmuştur.

Bizans döneminde kolonileşme de burada başlamıştır. Aynı zamanda Bizans İmparatorluğu’nun denizcilik merkeziydi. Sahil boyunca uzanan duvarlar, şehri bir deniz filosu saldırısından korumak için inşa edilmiştir. Haliç’in girişinde istenmeyen gemilerin girişini engellemek için, şehirden karşıya eski Galata Kulesi’nin kuzeydoğu ucuna uzanan ve kaynaklarda ilk bahsine 717’deki Konstantinopolis Kuşatması’nda rastlanılan geniş bir zincir vardı.[Bu kule Latin haçlılarınca 4. Haçlı Seferinde 1204 yılında geniş bir şekilde tahrip edildi. Fakat Cenevizliler yanına yeni bir kule inşa ettiler. Bu kule meşhur Galata Kulesi 1348 Christea Turris (Tower of Christ:İsa’nın Kulesi) diye adlandırılır.

Haliç’i Kapatan Zincir

Haliç’i karşıdan karşıya kapayan zinciri kırabilecek veya hile ile galip gelebilecek dikkate değer üç zaman vardı. Onuncu yüzyılda Viking’ler uzun gemilerini boğaz dışına, Galata etrafına sürüklediler ve onları kızaktan tekrar Haliç’in içine indirdiler. Bizans’lılar onları Yunan ateşi ile yendiler. 1204 de 4.Haçlı seferinde, Venedik gemileri zinciri koç ile kırabilecekti. 1453 de Osmanlı Sultanı II. Mehmed’in gemilerini yağlanmış kütükler üzerinde Galata içlerinden karşı yana geçerek Haliç’e indirmesi.

Şehrin, Fatih Sultan Mehmed’e tesliminden sonra; Rumlar, Gürcüler, Yahudiler, İtalyan tüccarları ve diğer gayrimüslimler Haliç boyunca fener ve Balat bölgesinde yaşamaya başladılar. Bugün altın Boynuz her iki yakada yer alır. Sahil boylarınca parklar vardır. Güzelliği ve tarihinden dolayı turistlerin ilgisini çekmektedir.

Osmanlı Döneminde Haliç

Haliç Osmanlı döneminde yoğun Yahudi, Rum, Ermeni ve Gürcü nüfusun yaşadığı bir bölge idi. Osmanlı döneminin münevverlerinin takip ettiği Karyağdıbaba, Karaağaç ve Sütlüce, Giresunlu Tekkesi bu bölgede bulunmaktadır. Günümüzde Galata köprüsü; Galata ve Eminönü’yü Haliç üzerinden birleştirir. Haliç üzerinde diğer iki köprü de Atatürk Köprüsü ve Haliç Köprüsü’dür. 1980’li yıllara kadar; endüstriyel atıkların döküldüğü bir yer olan Haliç, dönemin Belediye Başkanı Bedrettin Dalan “Haliç’i gözlerim gibi mavi yapacağım” vaadiyle döneminde temizlenmeye başlamış ve uzun yıllarca süren çalışmalar sonucu 2000’li yıllarda daha temiz bir hale getirildi. Haliç’in temizlenmesi amacıyla İstanbul Boğazı’ndan deniz suyunun Kâğıthane Deresi’ne sürekli akışının sağlanarak dere suyunun yenilenmesi ve Haliç’e sürekli temiz suyun girmesini sağlamak için başlanılan proje 2012 yılında tamamlandı.

Kız Kulesi

Kız Kulesi

Kız Kulesi, hakkında çeşitli rivayetler anlatılan, efsanelere konu olan, İstanbul Boğazı’nın Marmara Denizi’ne yakın kısmında, Salacak açıklarında yer alan küçük adacık üzerinde inşa edilmiş yapıdır.

Üsküdar’ın sembolü haline gelen kule, Üsküdar’da Bizans devrinden kalan tek eserdir. MÖ 24 yıllarına kadar uzanan tarihi bir geçmişe sahip olan kule, Karadeniz’in Marmara ile birleştiği yerde küçük bir ada üzerinde kurulmuştur. Bazı Avrupalı tarihçiler buraya Leander Kulesi derler. Kule hakkında pek çok rivayetler bulunmaktadır. Evliya Çelebi kuleyi şöyle tarif eder:

‘Deniz içinde karadan bir ok atımı uzak, dört köşe, sanatkârane yapılmış bir yüksek kuledir. Yüksekliği tam 80 (seksen) arşındır. Sathı mesahası iki yüz adımdır. İki taraftan kapısı vardır.’

Bugün Gördüğümüz Kız Kulesi

Bugün görülen kulenin temelleri ve alt katın önemli kısımları Fatih Sultan Mehmed devri yapısıdır. Kulenin etrafındaki sahanlık geniş kaplanmıştır. Üstündeki madalyon halindeki bir mermer levhada, kuleye şimdiki şeklini veren Sultan II. Mahmud’un, Hattat Rasim’in kaleminden çıkmış 1832 tarihli bir tuğrası vardır. Kulenin Eminönü tarafı daha genişçe olup burada bir de sarnıç vardır.

İlk olarak Yunan döneminde bir mezara ev sahipliği yapan bu ada Bizans döneminde inşa edilen ek bina ile gümrük istasyonu olarak kullanılmıştır. Osmanlı döneminde ise gösteri platformundan, savunma kalesine, sürgün istasyonundan, karantina odasına kadar birçok işlev yüklenmiştir. Asli görevi olan ve yüzyıllardan beri varlığı ile insanlara, geceleri ise geçen gemilere göz kırpan feneri ile yol gösterme işlevini hiç kaybetmemiştir. Geçmişten geleceğe en çok da düşlere yol göstermektedir Kız Kulesi. Kız Kulesi 2000 yılında restore edilerek, artık çatal-bıçak seslerinin duyulduğu bir mekân haline dönüştürülmüştür. Kız kulesine ulaşım Salacak ve Ortaköy’den sandallarla yapılmaktadır.

Çok eski tarihi geçmişi olan Kız Kulesi, bir zamanlar, Boğazdan geçen gemilerden vergi alınmak maksadı ile kullanılmıştır. Kule ile Avrupa Yakası boyunca büyük bir zincir çekilmiş ve gemilerin Anadolu Yakası ile Kız Kulesi arasından geçişine (o zamanlar gemi boyutları küçük olduğu için geçebilmekteydi) izin verilmiştir. Bir süre sonra Kule, zinciri taşıyamamış ve Avrupa Yakasına doğru yıkılmıştır. Kuleden suyun içine bakıldığında yıkıntıları görülmektedir.

Antik Çağ’da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da “Tour de Leandros” (Leandros’un kulesi) ismi ile ün yapmıştır. Şimdi ise Kız Kulesi ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

İstanbul’un Kapıları

Şehirler eskiden surlar ile çevrili idi. Böylece şehirleri gelecek düşman saldırılarına karşı korumak da kolaylaşıyordu. Şehirlere giriş çıkışlarda kapılar vasıtası ile kolaylaşıyordu. Sabah güneşin doğuşu ile kapılar açılıyor, akşam güneşin batışı ile kapılar kapanıyordu.

Dünyanın en eski şehirlerinden olan İstanbul surları da dört defa inşa edilip yıkılmıştır. Bugünlere ulaşan şeklini MS 408 yılında İmparator Theodosius tarafından yaptırılmıştır. Kara tarafında, iki sıra sur ve arasında hendekler vardı.  Bu iki surun arası 70 m kadardı. Ayrıca 50 m aralıklarla burçlar yer alırdı. Bu surlar üzerinde 400 kule ve 55 kapı bulunuyordu. Kara tarafında 6800 m, Marmara denizi kenarında 8000 m ve Haliç sahilinde de 5000 m uzanıyordu. Nice güçlü ordular bu surları geçememiş; önlerinde perişan olup dönmüşlerdi. Bugün Marmara ve Haliç surlarının büyük kısmı yıkılmıştır. Kara surlarının yarısından fazlası harap vaziyettedir. Bir kısmı aslına uygun şekilde tamir ettirilmiştir. Sur üzerindeki kapıların bir kısmı askerî, diğerleri sivil maksatlı idi. Askerî kapılar, basit; sivil kapılar ise daha mimarî hususiyetlere sahip kapılardı. Türkler, şehri fethettikten sonra artık bir işe yaramadığı için askerî kapıları örerek kapattılar. Bazı yerlere de ihtiyaç nisbetinde yeni kapılar açtılar. 

İstanbul’un Kapıları hakkında detaylı bilgi için. Prof. Dr. Ekrem Buğra EKİNCİ‘ye ait yazıyı okuya bilirsiniz. 

Yararlanılan Kaynaklar;

www.wikizero.com

www.islamveihsan.com

www.tarihiistanbul.com

Ayrıca En güzel İstanbul görselleri için Instagram da

tarihiyle_istanbul

adresini takip edin lütfen !

Hoşçakalın, Tarih ile kalın…

Instagram hesabımızı takip etmeyi unutmayın !

Paylaş !

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir